Sayfalar

Bu Blogda Ara

Yükleniyor...

8 Ocak 2013 Salı

HAMİT ZÜBEYİR KOŞAY VE ANADOLU’DA ETNOARKEOLOJİ’NİN GELİŞİM SÜRECİ




                                                                                     M.A. Fecri POLAT

1. HAMİT ZÜBEYİR KOŞAY

a-) Hayatı

Hamit Zübeyir Koşay (Levha I), Ufa İli’nin Tilenkçi Tamak Köyü’nde 1897 yılında doğmuştur. Babası dönemin âlimlerinden Ubeydullah Efendi, annesi Nurizade Hanım’dır. Dedesi Abdulcabbar Efendi, sayılı zenginlerden Halfin Ailesi’nin daveti üzerine Ik Nehri boyundaki Tamyan’dan gelerek yukarıda adı geçen köyde medrese kurmuştur.[1]

Hamit Zübeyir Koşay, daha dokuz yaşında iken, eniştesi olan tanınmış bilginlerden Rızaeddin Fahreddin’in katkısıyla 1909 yılında Selanik Merkez Rüştiyesi’ne yatılı talebe olarak gönderilmiştir. Osmanlı idaresine göre eğitim öğretim yapılan bu okulda öğrencilerin çoğu Yahudi, Yunan, Arnavut ve Bulgardı. Okuduğu sırada Abdülhamit olan ismi hocaları tarafından Hamit olarak değiştirildi. Daha sonra Hamit Zübeyir ismini kullandı.

Rüştiye’yi 1912’de başarılı bir şekilde bitirmiş, Sultaniye (Lise) sınıfına geçmiştir. Balkan Harbi başladıktan sonra ise okulları hastane olarak kullanılmış ve oda arkadaşları ile birlikte yaralı askerlere bakmakla görevlendirilmiştir. Selanik Yunanlılara bırakılınca arkadaşları ile birlikte Avusturya konsolosluğuna başvurur ve vapurla İstanbul’a dönerler.

Hamit Zübeyir Koşay, iki sene kadar İstanbul’da göçmen öğrenciler için açılan sınıfta okudu. Daha sonra kendi isteğiyle Kadıköy’deki Dar’ül Müallimin’e nakledildi. Son sınıfta iken Macaristan’a gidip orada yüksek tahsil yapmak istemiş, fakat gidemeyince mezun olduktan sonra Kadıköy’de eski okulunda beden eğitimi öğretmen vekilliği yapmıştır. Bu yıllar içerisinde Darülfünun (Üniversite)’da Macarca ve Etnografya derslerini aldı. Daha sonra İttihat ve Terakki’nin verdiği devlet bursu ile Macaristan’a gitti.

“Hamit Zübeyir, Macaristan’ın Budapeşte şehrinde Rüşdiyeye öğretmen yetiştiren Padagogium’a girdi. Birinci Cihan Savaşı esnasında bursu gelmedi, buna rağmen yılmadı, mezun oldu. Daha sonra Prof. Gyula’ Nemeth’in delaleti ve bir Macar asilzadesinin yardımıyla Yüksek Öğretmen Okulu olan “Eövtös Kollegium’a kabul edildi, yaz tatilinde Lehistan Başbakanının yazlık evinde misafir olarak birkaç hafta kalarak Lehistan’ı da görmüş oldu. 1922’de İsviçre’de Lozan Türk Yurdu’nun açtığı yarışmaya Izgü Mescid adlı eser ile katılarak, birinciliği kazandı ve 150 Frank ödül aldı. Türk Silah Adları konulu doktora tezi ile 1923 senesinde Lisaniyat ve Türkoloji’den doktora payesi kazandı. Daha sonra 1924 yılında Almanya’ya giderek Prof. Bang Kaup’un derslerini de takip etti. Burada Devlet Kütüphanesi ve müzelerde incelemelerde bulundu.”[2]

1917’de Çarlık Rejimi yıkıldıktan sonra Rusya Müslümanlarının Müftüsü olan Eniştesi Rızaeddin Fahri Sibirya’ya sürülür ve orada ölür. Bu nedenle artık Rusya’ya dönememiştir.

1925 yılında İstanbul’a döner. İstanbul Üniversitesine kadro nedeniyle giremeyince, Maarif Vekâleti Kütüphaneler Müfettişi, üç ay içinde de Hars, Asar-ı Atika, Kütüphaneler Şube Müdürü oldu.

“…Kısa süre sonra Maarif Vekaleti Müzeler Dairesi Müdürü, Ankara Etnografya Müzesi Kurucusu ve Müdürü, Maarif Vekaleti Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürü oldu. 1929–1949 Nisanı’na kadar bu görevi başarı ile yürüttü. Bir ay Talim ve Terbiye üyeliği yaptıktan sonra, kendi arzusu ile ikinci defa Ankara Etnografya Müzesi Müdürlüğü’ne getirildi.”[3]

1962 yılında yaştan dolayı emekli oldu. İki yıl daha müdür vekilliği 1964–1969 yılları arasında Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nde Müşavirlik yaptı. Daha sonra emekli oldu.
“Macarca, İngilizce, Almanca bilen Phil. Dr. Hamit Zübeyir Koşay, soyadı kanuna göre Manas Destanında adı geçen Kuzey Türklerinin efsanevi kahramanlarından KOŞAY’ın adını soyadı olarak seçti.”[4]

1925 yılında Naime Hanım ile evlendi. Kızı Erdem Kayıran’dan Etel ve Hanze adında iki torunu vardır. 1 Ekim 1984 tarihinde öldü.

c-) İlmi Kişiliği

Hamit Zübeyir Koşay 87 senelik yaşamında müzeciliği çağdaş bir seviyeye ulaştırmak için uğraşmıştır. Bunun yanında dil, tarih, folklor ve arkeoloji alanında önemli çalışmalar yapmıştır. Atatürk’ün Tarih Tezi konusunda çalışmalar yaptı. İspanya’da yaşayan Basklar’ın Türk unsurları taşıdığını belirledi. Anadolu’da arkeolojik araştırmaların başlaması ile birlikte birçok bilim adamı ile tanışmış, özellikle prehistorya ve protohistorya alanlarında çalışmalar yapmıştır. Yazıları ve yaptığı kazılarla tanınan Koşay, aynı zamanda folklor ve etnografya alanında da eserler vermiştir.

Yurtdışı eğitiminden sonra, yurtta etnograflık yapmış, bunların yanında şiirler de yazmıştır.

“Bu arada çeşitli kongreler dolayısıyla Macaristan, Lehistan, Estonya, Finlandiya, Almanya, Amerika, İngiltere, Fransa, İsveç, İsviçre, İtalya, Yugoslavya, Bulgaristan, Romanya, Suriye, Lübnan ve Mısır’ı ziyaret etmiştir.”[5]

Koşay, ayrıca birçok ilim kurullarında üyelik yapmıştır.[6]

Ayrıca, Koşay, Kültür Bakanlığından 50. yıl Hizmet Beratı, Türk Tarih Kurumu’ndan 50. yıl Hizmet Plaketi, İstanbul Müzeler Derneği’nin en eski Müzeci Ödülü, Kültür Bakanlığından da 1980 yılında en iyi halk bilimcisi ödüllerini almıştır.

c-) Eserleri

Hamit Zübeyir Koşay, çeşitli zamanlarda değişik konuda yayınlanmış çok sayıda eseri vardır(Bu eserlerin kaynakçaları için)[7] Hayatta olduğu sırada bir kısım makalelerini toplayarak, Makaleler ve İncelemeler adlı eserde yayınlamıştır.

“…Etnografya ve folklor bizim için bir süs ve eğlence olmasının çok üstünde hayat taşır…” diyen Koşay, Etnografya, Folklor, Tarih ve Kültür Tarihi, Müzeler, Arşivcilik, Kazılar hakkında eserler yazmıştır.

















2. HAMİT ZÜBEYİR KOŞAY VE ANADOLU’DA ETNOARKEOLOJİ

Anadolu Arkeolojisi’nde etnolojik veriler kullanarak yorumlama, ilk kez Hamit Zübeyir Koşay(Levha I)’ın 1930’ların ortalarından itibaren yapmaya başladığı çalışmalarla başlamıştır. Ancak, teorik temellerinin bu dönemden sonra atılmasına rağmen arkeologların etnografik verilerden faydalanması neredeyse 19. yüzyıla kadar uzandığı iyi bilinmektedir. Fakat 1960 öncesi yapılan çalışmalar daha çok arkeologlar tarafından kullanılmak üzere yazılan etnografik çalışmalar niteliğindeydi. Ancak yinede Türk arkeolojisinde faydalanılan, mimari dışındaki ilk bilim dallarından biri etnografyadır.[8] 

1930’ların başlarında başlayan etnografya araştırmaları, Türkiye’de gelecekteki arkeolojik çalışmalar için önemli bir veri kaynağı olmuştur. Bu durum 1930’ların başlarında Türk arkeologlar tarafından yürütülen kazıların başlamasıyla doğrudan ilişkilidir. Bu yıllarda Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı öncesi Türk kültürünün yeniden canlandırılmasıyla ilgili olarak bir program başlatmıştır. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nın ardından gelen kargaşa döneminden sonra, Atatürk bir ulusal bilinç ve birlik yaratma arayışına girmiştir. Bu hedefleri gerçekleştirmek ve Anadolu’nun uzak geçmişini yeniden ortaya çıkarmak için 1931 yılında Türk Tarih Kurumu kurulmuş, bu kurumun kurulması aynı zamanda Türk arkeolojisinin gelişmesi açısından da büyük faydalar sağlamıştır.[9]

Geçmişle günümüz arasındaki kültürel devamlılık fikrinin geliştirilmesi için Birinci Türk Tarih Kongresi’nde ortaya atılan Türk Tarih Tezi, yine Atatürk’ün bu dönemde Almanya başta olmak üzere, İtalya, Sovyetler Birliği ve Çin gibi birçok ülkenin ulusal anlamda geçmişini sağlam temellere dayandırma politikasına karşı bir duruştur.[10]

Türk Tarih Tezi’nin içeriğinin büyük bir kısmını kültürel devamlılık konusu oluşturur ve bu dönemde arkeoloji Anadolu-Türk toplumlarıyla Osmanlı öncesi toplumlar arasında bağlantı kurma fikrine hizmet etmektedir.

Hamit Zübeyir Koşay, bu yıllarda Türk Tarih Kurumu’nun kurucularından biri ve Etnografya Müzesi’nin müdürü olarak hizmet vermektedir. Atatürk kendisine Osmanlı öncesi Türk toplumunun arkeolojik kazılarla açığa çıkarılması görevini vermiştir. Bu dönemde Türk arkeolog sayısı oldukça azken, Avrupa ülkelerine arkeoloji eğitimi almak için gönderilenlerin kazı tecrübesi de yeterli seviyede değildir. Bu boşluk döneminde, Hamit Zübeyir Koşay Anadolu topraklarının birçok yerinde bu sürecin gelişmesinde önemli rol taşıyan kazı ve araştırmalar yapmıştır. Bunlar arasında 1930’lu ve 40’lı yıllarda gerçekleştirilen Alacahöyük, Ahlatlıbel, Kumtepe, Pazarlı, Büyük Güllücek ve Mahmatlar sayılabilir. Koşay bu kazılar sırasında, arkeolojik kayıtlarla, civar köylerdeki etnografik veriler arasında benzerlikler kurmuş, sonuç olarak da onun bu öncü çalışmaları, Türkiye’de arkeolojik ve etnografik çalışmaların birlikte ele alınması açısından bir başlangıç oluşturmuştur.[11]

Koşay ilk çalışmalarından biri olan 1939’da basılmış Etnografya ve Folklor Kılavuzu adlı eserinde, ilkel yaşayan toplumlardan, geçmiş toplumlarla ilgili önemli bilgiler alınabileceğini vurgulamış[12] ve etnografik analojinin önemine değinerek bu yöntemin, özellikle üretimle ilgili konularda prehistorik dönem toplumlarının anlaşılmasında büyük önem taşıdığına değinmiştir. Örneğin köy mimarisi, hasat ve bunda kullanılan tarım aletleri, ilkel tarım yöntemleri, depolama, çanak çömlek üretimi gibi konularda yapılan etnografik çalışmaların prehistorik toplumların anlaşılması konusunda önemli ipuçları vereceğini belirtmiştir.

Akile Ülkü ile 1932 yılında yaptığı (ve 1963’te Türk Etnografya Dergisi’nde yayınlanan) Anadolu’da İptidai Çanak-Çömlekçilik adlı çalışmasında Koşay, Anadolu’da ilkel çömlek üretim tekniklerini incelemiştir. Bu çalışması arkeolojik çalışmalarda kap üretim metotlarının ve form değişikliklerinin anlaşılmasında önemli bir kaynak olmuştur.[13] Bu çalışmada kapların üretim aşamaları; kil hazırlama, form verme, perdahlama, pişirme ve satışa çıkarma gibi süreçlerde sıralanarak ele alınmıştır(Levha XII-XIV).

Koşay aynı zamanda kırsal Anadolu’daki toplumsal yaşamı ve çiftçilik uygulamalarını da belgelemiştir(Levha II-III). Alacahöyük kazıları sırasında, modern Alaca köyünü, önceki binyıllardaki toplum yapısını daha iyi anlamak için etnografik bakış açısıyla incelemiştir. 1951 yılında yayınlanan Anadolu’nun Etnografya ve Folkloruna Dair Malzeme I: Alacahöyük adlı eserinde modern Alaca köyündeki konut yapım tekniklerini, ev içi yaşantısında kullanılan aletleri, tarım yöntemlerini, tarla sürmeyi de kapsayan, hasat, depolama ve bu işlerde kullanılan aletleri de belgeleyerek yayınlamıştır.[14] Alacahöyük dışında arkeolojik yerleşimlerle bağlantılı olarak yaptığı belli başlı çalışmalar arasında, Karaz (Levha VIII), Güzelova (Levha X-XI) ve Kültepe-Karahöyük Köyü (Levha V) sayılabilir. Koşay’ın yaptığı bu çalışmaların asıl önemi, özellikle arkeolojik yerleşimlerin yakınındaki köylere yoğunlaşılmasıdır. Böylece Koşay, arkeolojik verilerle modern köylerden topladığı verileri bir arada değerlendirme imkânı bulmuştur.

Koşay’ın yaptığı bu gibi etnografik çalışmalar, günümüzde yapılacak gözlemlerin geçmiş maddesel kültürleri anlamadaki önemini vurgulamıştır. Onun elde ettiği somut veriler, Etnoarkeoloji’nin Türkiye’de giderek uzmanlaşılmış bir alt disiplin olarak gelişmesine öncülük etmiştir. Diğer yandan bunları, modern anlamda etnoarkeolojik çalışmalar olarak değerlendirmek doğru değildir.

1968 yılında başlatılan Keban Barajı Projesi ise Anadolu Etnoarkeolojisi için önemli gelişmelerden biridir. Bu bakımdan Keban Projesi’nde Hamit Zübeyir Koşay’ın önemli bir rol üstlenmesi de önemli bir gelişmedir. Bu proje kapsamında özellikle Pulur-Sakyol kazısı sırasında yaptığı etnolojik çalışmalar[15] sonucunda, sular altında kalacak olan arkeolojik bir yerleşim ve bu yerleşimin hemen civarında yer alan ve yine sular altında kalacak modern bir köy bir arada belgelenmiştir (Levha XV-XVI). Arkeolojik belgeleme yanında etnolojik belgelemeye de verdiği önemi Koşay’ın şu cümlelerinden anlamaktayız:

“Keban Projesi altında Keban Barajı yapımı dolayısıyla su altında kalacak höyüklerde kazılar yapılacak eski kültür eserleri ortaya çıkarılırken halen bu topraklar üzerinde yaşayan halkın maddi ve manevi kültürü de ihmal edilemez ve bunun eski çağlar ile ilişkisi inkâr olunamazdı.”[16]

SONUÇ

Etnoarkeoloji adı altında yapılan birçok çalışma aslında birer etnografya çalışmasıdır. Çok güzel etnografik çalışmalar yapılmasına karşın, bunların etnoarkeolojik çalışma olabilmesi için arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkan malzeme ile birlikte değerlendirilmesi gerekir. Yoksa sadece güzel bir etnografik çalışma kalır.

Hamit Zübeyir Koşay,  yaptığı kazılar sırasında arkeolojik kayıtlarla, civar köylerdeki etnografik veriler arasında benzerlikler kurmuş, sonuç olarak da onun bu öncü çalışmaları, Türkiye’de arkeolojik ve etnografik çalışmaların birlikte ele alınması açısından bir başlangıç oluşturmuştur.

İki bilim dalından elde etmiş olduğu bilgi ve belgeleri birleştirerek yeni bir disiplin olan etnoarkeoloji alanında başarılı çalışmalar yapmış ve Anadolu’nun etnoarkeolojisini başlatmıştır.















[1] Hamit Zübeyir Koşay, Makaleler ve İncelemeler, Ankara, 1974, s. Arka Kapak.
[2] Muhammet Beşir Aşan, “Hamit Zübeyir Koşay’ın Hayatı ve Eserleri”, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kuruluş ve Gelişmesine Hizmeti Geçen Türk Dünyası Aydınları Sempozyumu Bildirileri, Erciyas Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Merkezi Yayınları, Kayseri, 1996, s. 69.
[3] Muhammet Beşir Aşan, “Hamit Zübeyir Koşay’ın Hayatı ve Eserleri”, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kuruluş ve Gelişmesine Hizmeti Geçen Türk Dünyası Aydınları Sempozyumu Bildirileri, Erciyas Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Merkezi Yayınları, Kayseri, 1996, s. 70.

[4] Hamit Zübeyir Koşay, Makaleler ve İncelemeler, Ankara, 1974, s. Arka Kapak.
[5] Muhammet Beşir Aşan, “Hamit Zübeyir Koşay’ın Hayatı ve Eserleri”, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kuruluş ve Gelişmesine Hizmeti Geçen Türk Dünyası Aydınları Sempozyumu Bildirileri, Erciyas Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Merkezi Yayınları, Kayseri, 1996, s. 71.
[6] Muhammet Beşir Aşan, “Hamit Zübeyir Koşay’ın Hayatı ve Eserleri”, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kuruluş ve Gelişmesine Hizmeti Geçen Türk Dünyası Aydınları Sempozyumu Bildirileri, Erciyas Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Merkezi Yayınları, Kayseri, 1996, s. 71.

[7] Muhammet Beşir Aşan, “Hamit Zübeyir Koşay’ın Hayatı ve Eserleri”, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kuruluş ve Gelişmesine Hizmeti Geçen Türk Dünyası Aydınları Sempozyumu Bildirileri, Erciyas Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Merkezi Yayınları, Kayseri, 1996, s. 71–79.

[8]Turan Takaoğlu, “Ethnoarchaeology in Turkey. A historical approach” Ethnoarchaeological Investigations in Rular Anatolia I, Ege Yayınları, İstanbul, 2004, s. 15.
[9]Turan Takaoğlu, “Ethnoarchaeology in Turkey. A historical approach” Ethnoarchaeological Investigations in Rular Anatolia I, Ege Yayınları, İstanbul, 2004, s. 16.
[10]Turan Takaoğlu, “Ethnoarchaeology in Turkey. A historical approach” Ethnoarchaeological Investigations in Rular Anatolia I, Ege Yayınları, İstanbul, 2004, s. 16.
[11]Turan Takaoğlu, “Ethnoarchaeology in Turkey. A historical approach” Ethnoarchaeological Investigations in Rular Anatolia I, Ege Yayınları, İstanbul, 2004, s. 17.
[12] Hamit Zübeyir Koşay, Etnografya ve Folklor Kılavuzu, Ulusal Matbaa, Ankara,  1939, s. 12.
[13]Hamit Zübeyir Koşay, Ülkü A. “Anadolu’da İpdidai Çanak-çömlekçilik”, Türk Etnografya Dergisi 5: 89–93, 1964, s. 89.
[14] Hamit Zübeyir Koşay, Les Fouilles d’ Alaca Höyük, Ankara, 1951.
[15]Hamit Zübeyir Koşay, Pulur: Etnografya ve Folklor Araştırmaları, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Keban Projesi Yayınları, Ankara, 1977, s. 1.
[16]Hamit Zübeyir Koşay, Pulur: Etnografya ve Folklor Araştırmaları, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Keban Projesi Yayınları, Ankara, 1977, s. III.

2 yorum:

  1. Sevgili Fecri,
    Yazıyı zevkle okudum. Derslerde kulanmak üzere H.Z. Koşay'ın fotoğrafına ihtiyacım var. Elinde varsa bana gönderir misin?
    çiler

    YanıtlaSil
  2. bu arada blogundaki renk düzeni -özellikle yanlardaki sekmelerde- okumayı engelliyor. düzeltirsen daha çok ziyaretçin olabilir :)

    YanıtlaSil